Bebeklerin Gıdasına dikkat

35
Bebeklerin Gıdasına dikkat

Son zamanlarda çok tartışılan Nişasta Bazlı Şeker (NBŞ) tehlikesine dikkat çeken Prof. Dr. İlhan Yetkin, meyvelerde yüzde 10’un altında fruktoz bulunduğunu ancak birçok hazır gıdada bu oranın yüzde 55 oranında olduğunu söyledi. Bunun da pankreas kanseri, diyabet, karaciğer yağlanması, gut hatta depresyona neden olduğunu belirten Yetkin, fruktozun doyma hissi yaratmadığı için kontrolsüz tüketildiğini ve fruktozlu ürünleri çok fazla tüketen hamilelerin çocuklarında ileriki yaşlarda beynin tat duygusunun değiştiğini söyledi.

Mısır şurubundan elde edilen ve fruktoz olarak adlandırılan NBŞ’nin insan sağlığını tehdit ettiğine vurgu yapan Yetkin, NBŞ’nin iki çeşidi olduğunu dile getirdi:

“Yüzde 42 fruktoz içeren ve yüzde 55 fruktoz içeren. Meyvelerde bulunan fruktoz oranı yüzde 5-10 oranında. Bu nedenle kimse meyvedeki fruktozdan zarar görmüyor ama reformulasyon ile üretilen NBŞ yüzde 55 oranında fruktoz içeriyor. Zararı da buradan geliyor. Mısır, buğday ve patatesten elde ediliyor. En fazla mısırdan elde ediliyor. Çikolata, gofret, şekerleme, bisküvilerde, dışarda yapılan baklavalar, kurabiye, meyve suları, gazlı içecekler ve ketçap içinde bile var. Herkesin günlük tükettiği gıdalarda var. NBŞ diğer şekere göre daha ucuz elde ediliyor ve tatlılık derecesi normal şekeri 100 kabul edersek nişasta bazlı şekerinin tatlılık derecesi 180. Normalin 2,5 katı. Nişasta bazlı şeker hamilelerde çok tehlikeli çünkü bebeğe etki ediyor ve bebeğin tat duygusunun değişmesine neden oluyor.”

“NİŞASTA BAZLI ŞEKER BAĞIRSAK FLORASINI DEĞİŞTİRİYOR”

NBŞ’nin ürik asit artışına neden olarak gut hastalığına da sebep olduğunu belirten Yetkin, “Nişasta bazlı şeker tokluk duygusu yaratmıyor çünkü leptin hormonunu etkilemiyor. Ne kadar yediğinizin farkında olamıyorsunuz. Örneğin bir dilim pasta yetmiyor ikinciyi yiyorsunuz. Bu madde bağırsak geçirgenliğini de arttırıyor ve floranın değişimine neden oluyor. Bu nedenle toksik maddeler karaciğere geçiyor. Karaciğer yağlanmasına neden oluyor ve bunların birçoğunda yağlanma akabinde fibrozis yani karaciğer sertleşmesine sonrasında da siroza neden oluyor. Bu durum pek çok araştırmada gösterilmiştir. Karaciğer kanserlerinin artışına da neden olabilir diye düşünülüyor. İlerleyen süreçte 1 gram şeker 4 kalori, 1 gram fruktoz da 4 kalori veriyor ama fütursuzca tüketilebildiği için obezite, diyabet artışına neden oluyor. Fazla kilo kolon, meme, pankreas ve karaciğer kanserinde 2,5 kata kadar artışa neden olabiliyor” dedi.

“NİŞASTA BAZLI ŞEKERE AZ MİKTARDA DA OLSA CIVA BULAŞI OLABİLİYOR”

Nişasta bazlı şekerin erken yaşlanmaya da neden olduğunu belirten Prof. Dr. Yetkin, “Bir başka sıkıntı da üretim aşamasında cıva bulaşının çok fazla olduğu ifade ediliyor. 20 üretim merkezinden 9 tanesinde cıva bulaşı olduğu saptanmış. Örneğin 1000’de 0,67 cıva bulaşı olması ihtimali var. Kontrolsüz biçimde tüketme ihtiyacı duyulan gıdalar olduğu için de bu risk artıyor. Bir başka yan etkisi de depresyon. Fazla nişasta bazlı şeker tüketenlerde depresyonun daha fazla olduğu gözlemlenmiş. Toplam gıdalar içinde miktarın azaltılması gerekiyor. Toplam gıdanın içindeki miktarı yüzde 10’un altında olması gerekiyor. Bu da meyvenin içindeki kadar. Avrupa Gıda Güvenliği otoritesi fruktozun toplam miktarının yüzde 20’nin altında tutulması gerektiğini söylüyor” diye konuştu.

“FRUKTOZ GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMİŞ MISIRDAN DA ELDE EDİLİYOR”

Dünyada en çok genetiği değiştirilmiş (GDO) şekilde üretilen besinlerden bir tanesinin mısır olduğunu söyleyen Prof. Dr. Yetkin, “GDO’lu gıdalar da insan sağlığını etkileyen bir etken çünkü genetiği değiştirilmiş gıdaların aslında doğal gıda özelliğini kaybettiğini, içindeki bazı genetik taşıyıcı maddelerin insanlara geçme ihtimali olduğunu ifade ediyorlar. Bu maddeler tüketildikçe allerji ile ilgili sıkıntıların daha fazla olduğunu da görüyoruz.”

Obezitenin güncel bir konu olduğunu belirten Prof. Dr. Fahri Bayram ise obezite ameliyatlarının doğru yapılması gerektiğine dikkat çekerek şunları söyledi: “Günümüzün salgını; obezite, diyabet ve kalp hastalığı. Hayat şartları yükseldikçe obezite artıyor. Uyuşuk bir hayat yaşamamız, her yere araba ile gitmemiz ve nişasta bazlı şeker gibi etkenler obeziteyi arttırıyor. En tehlikelisi ise bunun çocukluk çağından itibaren artması. 15 sene önce yaptığımız çocukluk çağı obezitesi yüzde 8 iken yeni yaptığımız çalışmada yüzde 20 olduğunu gördük.”

“OBEZİTE AMELİYATLARI UYGUN OLMAYAN HASTALARA YAPILIYOR”

Obezite ameliyatlarının çok arttığını belirten Bayram 2016 yılı sonuna kadar Türkiye’de 10 binin üzerinde obezite ameliyatı uygulandığını, 2017 yılı sonuna kadar ise yüzde 35 oranında artış olduğunu, ayrıca ünlülerin ameliyat ile zayıflamasının medyada bu ameliyatları yanlış bir biçimde popülerleştirdiğini belirterek obezite ameliyatları hakkında şunları söyledi:

“Uygun ameliyatlara karşı değiliz. Her obezite hastasının tek tedavisi ameliyat değildir. Belli kriterlere uyan hastalarda ameliyat yapılabilir ama bir endokrinolog tarafından tetkik edilmeli. Yakın dönemde 5 tane psikiyatri ilacı kullanan bir hastanın ameliyat edildiğine şahit olduk. Psikiyatrik bozukluğu olan hastalara ameliyat yapılmaz. Tüm kılavuzlarda bu söylenir. Hasta İyi bir psikiyatrik, endokrinolojik muayeneden geçtikten sonra riskler yoksa ameliyat olabilir. Ayrıca ameliyat olduktan sonra ömür boyu takip gerekiyor. Ameliyattan sonra yaklaşık 5 yıldan sonra hastaların yarısı takipten çıkıyor. Tekrar ameliyat olan hasta oranı ise yüzde 20 civarında. Karın ağrısı, ishal, vitamin eksikliği, reflü, ülser gelişmesi gibi çeşitli problemler var. Bunun yanında bir kısım hastada 5 yıldan sonra ise tekrar kilo alma oranı artıyor.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir